Makale
https://celalettinkirboz.com.tr/makale.php
Savunma şirketlerinden biri KOCAELİ ile anılmalı…!
  • 08.12.2025
  • Bizim millet olarak yapımızda; diğer milletlerde olamayan farklı özellikler vardır ve sayısı oldukça çoktur… İndirek eleştirmek te bunlardan biri olarak görüyorum. Şahsımı yazdıklarımı eleştirenler ya birileri üzerinden, yakın arkadaşlarım, ortak tanıdıklarımız gibi onların üzerinden haber yolluyorlar. Elbette isterim ki direk platform üzerinden bu iletişimi kuralım ama olmuyor. Ben yinede burdan cevap vermeye gayret edeceğim.    Projemiz bir vakıf şirketinin ilimizde bir yerleşkesi, imalat üssü olsun… Aselan KONYA var mesala, Balıkesir de İŞBİR var, Sivas ta Aspilsan gibi Kocaelinde de bir şirketimiz olsun. Bu şehrimize önemli bir kültür oluşturur. Yan sanayi oluşturur. Nitelikli personel eğitim süreci oluşturur. Hülasa birçok açıdan faydası olacaktır ilimize. Üç lokasyondada Hava, Kara, Deniz tüm platformlar için herşeyimiz ile müsaitiz. İlimizdeki makina ekipman imalat kabiliyeti bunun için son derece uygundur. Uçak, dron İHA yapsak uçmak için alanımız var, deniz platformları yapsak limanlarımız ve denizimiz var, Kara platformu için Demiryolu, Karayolu tüm ulaşım imkanlarımız var. Üniveristelerimiz, Teknoparkalrımız, Bilişim vadimiz var. Başka bir değişle ne yok elimizde? Biz neden yapamadık bunu analiz etmek gerekiyor

    Bizde olmayan herhalde sadece bu ilin geleceği ile gerçekten dertlenen kişiler. Kocaelinin dertlisi yok demek mümkün. Şahsım adına yaptığım çalışmalar ile iki konuda tüm şartları zorlayacağım. Birincisi Savunma sanayi, diğeri Fuar konusu… Bu iki konu bu şehre gelmeli diyorum… Elbette katılmayabilir dertsizler…

    Fuar aslında savunma sanayinde de çok efektif olacaktır. Daha da ileri gidersek; savunma sanayimiz için sürekli bir fuar alanı bile oluşabilir. Düşünün SAHA expo sürekli bir organizasyon yapsa ve firmalar burada ürünlerini sürekli sergileseler! Bu süreç konferanslar ve eğitimler ile desteklense… Platfor üreticisi firmalar ürünlerinin lansmanını burada yapsa… nasıl bir enerji gelir bu ile ?

    Kim üstlenebilir bunu ? belki de ana soru, sorun bu… Hiç kimse tam olarak elini taşın altına koymuyor. Herkes halinden memnun. Öyle bir hale gelmiş ki odalarımız ! kimse yok mevcut yönetimlerden başka… O zaman neden dertlensin ? Geçmişte bir projeye sahip çıktık, proje bitmiş makina ekipman hurdaya çıkarılmıştı… Sonra karşılaştığımız tablo ise çok tedirgin ediciydi… Bakanımız bile görünce ismi ile direk projeyi soruyordu bizlere ama yüzümüze ama kürsüden… İşte bu esas zor olan… Bir konuyu üstlenip onun cevabını verebilmek…

    Bu şehirde teknik olarak ve kabiliyet olarak bunları yapabilecek çok isim var imkan verilirse ama bu sürecin ana noktası olan bu odalar ve birlikler kendileri yapmaz, yapabilecek kabiliyette olan insanlara da o kurumların kapısını kaparlarsa elbette işimiz zor… Ama bu böyle gitmeyecek en azından şahsım tüm ulaşabileceğim isimler ve kurumlar ile bunu paylaştığımı net olarak söylüyorum. Bu yolda bizi onaylayanlar var ise bekliyorum sahaya…

    Bu haftada ülkemizin gurur kaynağı ilk beş projemizden bilgi verelim. Hani yaptık mı? yapıcakmıyız? değil bunlar yapılıyor ve dünya pazarına satılıyor.

    Bayraktar TB2 – S/İHA

     

    • Türkiye’nin en bilinen savunma ürünü.
    • 30’dan fazla ülkeye ihracat yaptı.
    • Düşük maliyet – yüksek etkinlik kombinasyonu ile dünyada oyun değiştirici olarak görülüyor.

    Bayraktar Akıncı – Taarruzi İHA (TİHA)

    • TB2’nin çok üzerinde bir sınıf: yüksek irtifa, ağır mühimmat taşıma, radar sistemleri ve uzun havada kalış süresiyle öne çıkıyor.
    • Gelişmiş sensörleri sayesinde hava-hava mühimmatları dahi kullanabiliyor.

    TCG Anadolu – Çok Maksatlı Amfibi Hücum Gemisi

    • Türkiye’nin en büyük savaş gemisi.
    • İHA/SİHA konuşlandırmaya uygun dünyadaki ilk gemi olarak öne çıkıyor.
    • Amfibi çıkarma, komuta-kontrol, insani yardım ve afet desteği gibi çoklu görev kapasitesine sahip.

    Atak T-129 / Atak-2 Taarruz Helikopteri

    • T-129 Atak hem Türkiye’de hem yurt dışında etkin şekilde kullanılıyor.
    • Atak-2 ise çok daha ağır sınıfta, yüksek ateş gücü ve zırh korumasıyla 2020’lerin en iddialı helikopter projelerinden biri.

     HİSAR – SİPER Hava Savunma Sistemleri Ailesi

    • Türkiye’nin milli hava savunma şemsiyesinin temelini oluşturuyor.
    • Hisar-A ve Hisar-O kısa/orta menzilde, SİPER ise uzun menzilde görev alarak ülkenin stratejik hava savunma ihtiyacını karşılamayı hedefliyor.

    Yine gururumuz devam eden ve envantere dahil olmuş projelerimiz ;

    • KIZILELMA (Jet Motorlu İnsansız Savaş Uçağı)
    • Altay Ana Muharebe Tankı
    • MİLGEM Savaş Gemileri
    • Gökbey Genel Maksat Helikopteri
    • Gökdeniz Yakın Hava Savunma Sistemi
    • SOM, Atmaca, Çakır gibi milli füze sistemleri

     

     

    Gelecek yazılarımızda bunların teknik özelliklerini detayları ile vereceğiz. Saygılarımla.

    Celalettin Kırboz

https://celalettinkirboz.com.tr/makale.php
Kocaeli'de bir savunma havacılık vakıf şirketi yerleşkesi olmalı
  • 10.11.2025
  • Bu ilde bir savunma havacılık vakıf şirketimizin faal olarak imalat yapan ürün çıkaran bir yapısının olması muhakkak gereklidir. Bu ilin kendi markası ile yapacağı ürünler olmalıdır. TÜRK MALI ibaresi nasıl gurur veriyorsa KOCAELİ'de imal edilmiştir ibaresi bizim için hedef olmalıdır…

    Bu hafta özellikle yazımızı beklettik çünkü ilimizde düzenlenen bir Savunma Sanayi Günleri olduğunu geçtiğimiz günlerde katıldığımız Konya Sanayi Odası Savunma sanayi etkinliğinde öğrenmiştik. Bunu neden özellikle dile getiriyorum? Çünkü böyle bir etkinlik var; ancak ilimizde duyurusu yok. Hani şikâyet ediyoruz ya “KOCAELİ neden savunma sanayinde istenen noktada değil? “Diyerek konu bu işte… Kocaeli sanayi odamız tarafından gerçekleştirilen bu etkinlik, sektöre değil muhtemelen diğer oda ve birliklere de duyurulmamış… Aynı gün Sanayi Teknoloji Bakanlığımız İl Müdürlüğü MÜSİAD ile Gebze Ticaret Odasında farklı bir etkinlik düzenliyor! İMES Organize sanayinde de bir etkinlik var.

    Biraz erken gittim etkinliğe; o sırada meclis varmış, gitmişken meclise de misafir olduk… Ben şunu düşünüyordum bu ilde sanayi faaliyeti gösteren bir şirketin temsilcisi ve bu ülkede savunma havacılık sektörlerinin Avrupa’da en büyük kümelenmesi SAHA İstanbul bünyesinde Malzeme ve malzeme şekillendirme komitesi başkanı olarak bu mecliste olabilme hakkımız olduğunu; Elbette şahsımın uzmanlık alanı ile ilgili konulardan bahsedilince katkım olsun amacı ile söz istedim… Sağ olsun Meclisi yöneten Başkan Sayın Tahsin Tuğrul bey tarafıma söz verdi. (Sonrasında aslında bunun uygun olmadığını kendisi inisiyatif alarak bunu yaptığını; bir daha olur ise vermeyeceğini de şahsıma belirtti). Elbette kural ve yönetmeliklere saygımız sonsuz ancak o meclis, o koltuk, o bina bizim kimsenin malı değil… “Mahkeme kadıya mülk değildir “bizim düsturumuz… Biz yine de kendilerine teşekkür ediyoruz.

    Bir iki konu hakkında bilgilendirme yaptık; dahil olduğumuz süreçte anladığımız kadarı ile sanayicilerimiz o anda kürsüde olan Savunma Sanayi Başkan Yardımcımız Sayın Prof Dr İhsan Kaya dan isteklerde bulunuyorlardı… Neden KOCAELİ savunma sanayinden olması gereken payı alamıyor serzenişine karşı Sayın Başkan yardımcısının; işin kendilerine getirilmesi, lokasyon tahsisi, nitelikli eleman konusu, test sertifikasyon problemi vb süreçler, savunma sanayimizin geldiği sürecin sorgulanması gibi söylemler sanayiciler tarafından öne sürülüyordu…

    Biz dahil olduğumuz konuları buradan sizler ile de paylaşalım istedik. Önümüzdeki dönemde özellikle savaş uçaklarımızın kabuk ömürlerinin biteceği ve bunların yenilenmesinde herhangi bir aksiyon alınıp alınmadığı soruldu… Havacılıkta kullanılan özel bir alüminyum alaşımı olan malzemelerin üretilmesi için Sanayi Teknoloji Bakanlığımız, SSB ve SAHA İstanbul olarak bizim de içerisinde bulunduğumuz uzun zamandır ajandamız maddesi olan süreç nihayet özel bir şirket ile yatırıma dönüştürülmüş ve yakın gelecekte bu malzemeye ülkemizde yerli olarak ulaşmamızın mümkün olacağını anlattık. Geçtiğimiz günlerde THY teknik ziyaretimizde gördüğümüz ve bizlere anlatılan THY teknik yedek parça rezervi miktarının ne kadarı KOCAELİ ve Türk malı sorumuza maalesef olumlu bir cevap alamadığımızı ve neden bu ilin sanayicisinin burada temasta olmadığını bir kez daha sorguladık… Aİr Bus gibi bir üretici elinde 50 milyar dolar üzerinde üretim sipariş miktarı ile ülkeleri dolaşırken bizim İlimiz ve ülkemiz neden bundan pay alamıyor sorgulamak herhalde geç kalınmış ama yanlış olmayan bir süreç diye düşünüyorum. Test ve sertifikasyon konusunda özellikle yabancı şirketlerin bu yaptırımından kaçabilmek için özgün projeler olarak yerli projelerimizi geliştirdik ve bu kalifikasyondan sanayicilerimizi kurtarmaya çalıştık. Örnek olarak GÖKBEY, MMU, HÜRKUŞ gibi projelerde bunu gösterdik. Hep dile getirmeye çalıştık ve yine tekrarlayacağım; Bu ilin sanayi ve ticaret erkleri savunma sanayine gerekli önemi verseydiler bugün belki de Ankara HAP bölgesine gerek kalmadan bu açığı KOCAELİ ve sanayisindeki kapasite artığı rahatlıkla sağlardı.

    Gelinen durum hepimiz için ortada… hani bir tanımlama var ya dün geçti, yarın gelir veya gelmez gün bugündür… biz bugüne bakacağız… Bu şehire hizmet verilmek isteniyorsa gerçekten kolları sıvayıp doğru kararları alıp uygulamak düşer şehrin erklerine… Tüm gücümüz ile buna eğilmeliyiz. Bu ilde bir vakıf şirketinin yapılanmasını sağlamalıyız… Bizi büyük yaptığını iddia ettiğimiz otomotiv montaj sanayi, limancılık verileri ile değil nihai ürünleri olan savunma sanayi ürünleri ile bu büyüklüğü yakalamak hedef olmalıdır.

    Montaj vb geçici sanayi kolları ile değil kalıcı hatta markası haline gelmiş ürünlerin yapıldığı sanayi sürecini bu ilde görmeyi istiyoruz…

https://celalettinkirboz.com.tr/makale.php
Covid- 19 Bize Ne Yaptı, Devlet Nasıl Yönetti?
  • 28.12.2023
  •  

    Covid- 19 Bize Ne Yaptı, Devlet Nasıl Yönetti?

     

    Bir taraftan pandemi süreciyle başlayan belirsizlik, diğer taraftan Amerika ile Çin arasındaki hesaplaşmalar; bizleri, ülkemiz ve dünya ticaretinde şimdiye kadar görülmemiş bir güvensizliğin içerisine sokmuştur. İşleri yoğun olan üretim şirketlerimiz de olmayanlar da aynı güvensiz ortamın içerisinde, karanlık bir koşu yapmaktadır.

     

    Olmadık bir zamanda ekonomiye hareket kazandırmak veya ölümün eşiğinden döndürmek adına yapılan üst üste faiz indirimleri, hemen arkasından tekrar tırmanan faizler, tutarsız ve olumsuz sonuçların hamisi olmuştur.

     

    Amerika’nın seçim ortamına girmesi, hemen öncesinde Çin ile açtığı ekonomik cephe, belki de en plansızı olan pandemi… Zaten zor günlerden geçen dünya ekonomisi, bir de bu bilinmezliğe girince, her şey karıştı. Ülkemiz de bu karışıklıktan nasibini fazlasıyla aldı.

    Pandemi başlangıcında, her ülkede olduğu gibi biz de birtakım ekonomik tedbirler almaya çalıştık. Öncelikle işin psikolojik tarafı çok önemliydi. Her zaman yaptığımız gibi krizi görünce önce kısıtlamalara gittik! Bu süreçte hep yaptığımız gibi önceliğimiz, istihdamın azaltılması oldu! Bunu fark eden hükümet, bu konuda hızlı tedbirler alarak oluşabilecek bir sosyal yaranın önüne geçmeyi başardı. Uzun dönemdir sıkıntılı günler yaşayan inşaat sektörüne ve diğer sektörlere can suyu olacak önemli bir kredi sistemini hayata geçirdi. Böylece başta inşaat sektörü olmak üzere, piyasalarda bir canlılık hareketi yaratılmaya çalışıldı. Aslında kısmi olarak başarılı da oldu.

     

    İlk aşamada virüsün Çin kaynaklı olduğu açıklamaları ve tam olarak ne olduğunun bilinmemesi, toplumda Çin mallarına karşı önemli bir direnç oluşturdu. Durum sadece bizde değil, tüm dünyada bu şeklide gelişti. Bu süreç, yerli sanayimizin iç pazarda önemli ikame mal üretmesine, hemen ardından da Avrupa pazarının Türk malına sempatiyle yaklaşmasına neden olurken, aslında üretim hatlarımızda hatırı sayılır bir yeri oldu. İlk fırtınayı bu süreç ile atlattık. Sonrasında daha planlı, daha hesaplı ve süreci fırsata çeviren temaslar ile devam edildi. Netice olarak devlet bu süreci bence iyi yönetti!

    Bu sürecin devlete maliyeti ise hiç de o kadar iyi olmadı. Kasaları boşalan devlet, bu sefer ikinci saldırıya maruz kaldı: Her zaman olduğu gibi ekonomik yaptırımlar ile direk kura saldırı. Onlar da biliyordu nakit yönetiminde zorlandığımızı. O anı iyi değerlendirdiler. Sonuç, yüzde 30’lara varan bir değer kaybı ile kapanan ilk raunt. Elbette her fırsatta devam edecek. Peki, buna karşı üretilebilen senaryolar nedir?

     

    1.  1. Senaryo: Hızlı bir iyileşme sürecini öngörür. Ekonomik şoka rağmen büyüme sağlanır. Yıllık büyüme oranları ekonomik şokun etkilerini absorbe eder.
    2.  2. Senaryo: Bir önceki senaryodan daha az iyimser bir öngörüdür. Bu senaryoda ekonomik şok bir süre devam eder ve toparlanmak biraz daha uzun sürer.
    3.  3. Senaryo: Covid-19’un ekonomik sisteme kalıcı bir hasarı söz konusudur. Ancak kötümser varsayımlara rağmen uzmanlar bu senaryonun gerçekleşmesinin muhtemel olmadığı görüşünde.

     

    Covid-19 salgınının Türkiye’deki otomotiv, perakende ve taşımacılık gibi kilit sektörler üzerinde olumsuz bir etkisi oldu. Ford Otosan, Toyota ve Hyundai üretimlerini durdurdu. Toplam 68 ülkeye seyahat yasağının uygulanmasıyla havacılık sektörünün bu sene 100 milyon ile 120 milyon dolar arasında bir gelir düşüşü yaşaması muhtemel. Türkiye’nin ticaret ortaklarının çoğu virüsten etkilenmiş durumda. Bu yüzden tedarik zincirlerinde bir sarsılma yaşanacaktır. Turizme yönelik rezervasyonlar iptal edildi ve bazı bölgelerde otel doluluk oranları yüzde 30’un altına düştü. Kafe, sinema, spor salonu ve alışveriş merkezleri gibi toplanma alanları faaliyetlerini durdurdu.

    Sosyal izolasyon tedbirleri çerçevesinde, bireylere ve işletmelere çeşitli sınırlamalar getirildi. 

     

    60 yaşından büyük ve 20 yaşından küçük bireylere sokağa çıkma yasağı uygulandı. İşgücünde eşitsizlik, kendini farklı şekillerde gösteriyor. Sürücüler, kuryeler, temizlik görevlileri, perakende çalışanları ve daha pek çok çalışan dışarı çıkmak zorunda kalırken, kurumsal çalışanların büyük bir çoğunluğu evden çalışma esnekliğine sahip.

     

    Kariyer.net tarafından yürütülen ankete göre, çalışanların yüzde 57’si sürekli olarak evden çalışırken, yüzde 28’i belirli günlerde evden çalışıyor ve geriye kalan yüzde 15’lik dilim ise işini sürdürmek için dışarı çıkmak durumunda. Ankete göre; İnsan Kaynakları yetkililerinin ve çalışanların beşte biri evden çalışma modelinin devam edeceğini öngörürken, çoğunluğu pandemi sonrasında çalışma hayatında köklü değişikliklerin yaşanacağını düşünüyor.

     

    Aynı şekilde, Türkiye için de inovasyon çağına girdiğimiz bir dönem söz konusu olabilir. Turizm sektörünün sarsılmasıyla daha çok dış açık veren Türkiye’nin, ithalatı ikame edici sanayileşmeye yönelmesi gerekecek. Bunu teşvik eden yüksek döviz kuru, Avrupa ve Amerika merkez bankalarının dünya pazarına enjekte ettikleri bol miktarda paranın faiz hadlerini sıfıra indirmesiyle, Türkiye’deki yatırımcılara bir kaynak olacaktır.

     

    Bu süreçte en kötü davranışı ise yine birtakım iş adamı göstermiştir. Karaborsacılığı hemen devreye soktukları gibi, devletin ekonomiyi ayakta ve canlı tutmak için her türlü riski göze alarak bankalara verdiği talimat ile düşürdüğü kredilere talip olarak kullanmışlar ve bunları hesaplarında tutarak hiçbir iş veya üretime dâhil etmemişler, dâhil edenlerin bir kısmı ise yatırım cazibesi artan gayrimenkul pazarında kullanarak katmerli kazanç etmişlerdir. Şimdi devletin bu hainleri bularak, bunun hesabını sorması gerekmektedir. Yapmazsa, bunlar hep olacak, çünkü karşılığı yok, yaptırımı yok. Ne oldu geçmişte? Aynı şekilde KGF kredileri ile zamanın ekonomi bakanının dediği gibi, “doğru yere gitmeyen bir kredi sistemi!”, birilerini daha çok zengin edecek, ediyor. Bunların tespit edilerek, en yüksek ters faiz çalıştırılarak geri alınıp, muhakkak gerekli ceza verilmeli!

https://celalettinkirboz.com.tr/makale.php
KGF Kredileri Endişe Saçıyor
  • 28.12.2023
  • KGF Kredileri Endişe Saçıyor

    Hükümetin çabaları doğru ve yerinde olabilir… Bizlerin bu çabalara karşı neler yaptığı da bir o kadar önemli değil mi? Konuyu daha önce KGF kredilerinde gelinen durum olarak yine eleştirmiştim. Şimdi de aynı kaygılar içerisinde bulunuyorum. Geçmiş dönemde piyasa sıkışıklığını açmak için devletin sağladığı KGF güvencesi ile verilen krediler; o dönemin Maliye Bakanı tarafından da açıkça dile getirildiği gibi, doğru yerlere gitmedi.

     

    Belki de Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek bunu dile getirdiği için sonrasında kabine de olamadı. Ne yapıldı o dönemde? İşletmeler rahatlasın diye bulunan bu yol ile verilen krediler ev oldu, araba oldu, tatil oldu, belki de bugün olduğu gibi mevduat, hem de yabancı para mevduatı oldu…

     

    Neden bu endişe içerisindeyim izah edelim: Yurt içine açılan TL krediler, yılbaşından 20 Kasım’a kadar olan dönemde yüzde 42 büyüdü. Bu krediler dolaşıma çıksa bile, eninde sonunda bankalara dönmek durumunda. Buna rağmen TL mevduatındaki artış, kredi artışının yaklaşık 20 puan gerisine düştü. Bu da piyasaya çıkan likiditenin bir kısmının TL dışı yatırım araçlarına yöneldiğinin açık göstergesi. Nitekim 20 Kasım itibariyle 3 trilyon 235 milyar liraya ulaşan yurtiçi yerleşiklerin toplam mevduatında TL’nin payı yüzde 45,9’a inerken, dövizin payı yüzde 54,1’e çıktı. Yılbaşında TL için yüzde 51,5, döviz için yüzde 48,5 düzeyindeydi. Yani mevduat yoluyla tasarruflar büyümesine büyümüş ancak, bunun büyük kısmı dövizle olurken, TL’nin payı küçülmüş. Neden? Yılbaşında 193,6 milyar dolarlık düzeyle giren döviz hesapları, ekim sonunda 221 milyar dolara yükseldi. Merkez Bankası Başkanı ile Hazine ve Maliye Bakanı’nın değişimi öncesi, 6 Kasım’da 224,2 milyar dolara çıkan döviz hesapları, bir haftada 3,2 milyar dolar daha arttı. Merkez Bankası’nın yeni bir yaklaşım ortaya koyacağının işaretini verdiği ve yeni bakanın atandığı haftada döviz hesapları 1,5 milyar dolar daha arttı. Nihayet Merkez Bankası’nın faizleri artırdığı geçen haftada döviz hesapları 2,4 milyar dolar daha büyüdü. Döviz hesaplarının 3 haftadaki büyümesi 7,1 milyar dolara vardı. Yabancı sermaye yatırımlarındaki artış, bir diğer önemli husustur. Hisse senedi ve tahvile gelen yabancı sermaye, 6 Kasım sonrası, iki haftada net bazda 1,5 milyar dolara vardı. Sermaye çıkışı sermaye girişine döndü. Ekonomi yönetiminin değişmesi sonrasında döviz hesaplarındaki artışı bir başka gelişmeye daha yorumlamak mümkün. Altın da göz ardı edilmemeli bu dönemde. 22 ton altın ithal etmemiz de piyasa mekanizması dışında bir müdahale olasılığının azaldığı algısından dolayı, yastık altı finansal kaynaklar sisteme dönüyor olabilir. Yani 6 Kasım’a kadar ekonomide kaosa doğru gidiyoruz korkusundan beslenen dövize yönelme, yönetim değişikliği sonrasında bu korkunun azalmasıyla destekleniyor olabilir. Bilinen o ki, piyasa dostu yaklaşım benimsendi ve önemli bir rahatlama da sağlandı.

     

    İşte tam da burada bana göre yapılması gereken konu, gerek geçmiş dönemde KGF sistemini kullanarak, gerekse pandemi döneminde piyasa sıkışıklığını gidermek amaçlı verilen kredileri kullanarak, bunları yatırıma çevirmeyen kişi ve kurumların tespiti ile bir anlamda cezalandırılmasıdır. Bu dönemlerde alınan krediler, bu kredilerin yönlendiği kaynaklar çok iyi takip altına alınarak vergilendirilmelidir. Devletin böyle zor zamanlarda ekonomiyi ayakta tutmak için tüm imkânlarını zorlayarak önümüze getirdiği bu paraları 0,65’ler bazında alıp yabancı paraya, altına, gayrimenkule hatta otomobile dönen bu noktalardan hesap sorulmalıdır.

     

    Yatırım sanayi yüksek faizle asla olmaz, yürüyemez. Yatırım için devletin sunduğu kaynakları eline geçirip altın, yabancı para, gayrimenkul hatta tekrar döndürüp faize yatırıp piyasadan çeken iş adamı ile tüm varlığı ile bu ülkede yatırım yapmaya çalışan, geleceğinin, istikbalinin, çocuklarının mal varlığını bankalara ipotek ederek bunu gerçekleştirmeye çalışan insanları birbirinden ayrıştırmak gerekmektedir. Değil ise kim nasıl bu yatırımları yapsın? Bir hesaplama ile bugünün şartlarında yatırım yapan sanayici önce (ki güncel faizler yüzde 20’lerden bahsedilen noktalara ulaştı an için) kazanacak, sonra diğer giderleri ve ardından kendi ihtiyaçlarını… Bu ülkede herkes gelinen noktadan nasibini adil şekilde almalı. Herkes bu sunulan imkânlardan yararlandığı gibi, bu ülkeye vermesi gerektiğinde bundan adil olarak sorumlu olmalıdır. Devlet verdiği krediyi, teşvik ve benzeri destekleri sonuna kadar takip etmelidir. Bunlar hiç kimsenin öz varlığı değil, bu ülkenin malıdır.

     

https://celalettinkirboz.com.tr/makale.php
Alüminyum Sektöründe Ham Madde Sıkıntısı
  • 28.12.2023
  • Alüminyum Sektöründe Ham Madde Sıkıntısı

    2020 yılından sonrası alüminyum endüstrisi için bir kargaşa yılı oldu. Yıllık üretim miktarı 65 milyon tona ulaşırken, stoklar pandemi nedeniyle arz-talep boşluğuna yol açtı ve yüzde 4,1 düşüşle 84,5 milyon tona geriledi. 

    Çin’deki yüksek büyüme oranının ve dünyadaki diğer büyük pazarlardaki toparlanmanın etkisiyle alüminyum talebinin 2021’de yüzde 7,5 civarında hızlı bir şekilde artacağı tahmin ediliyor. Metale olan talebin, küresel hareketlilikteki gelişmeler ve bastırılmış talebin serbest bırakılmasıyla 90 milyon sınırını geçmesi öngörülüyor.

     

    Sektör, düşük karbonlu alüminyum/yeşil alüminyum gibi sürdürülebilir alternatifler için çalışmaya ve dünyadaki en sürdürülebilir metal olma konumunu güçlendirmek için yeni teknolojiler ve alaşımlar geliştirmeye başlarken, yenilenebilir enerji kaynakları ile üretilen alüminyumun çok daha fazla önem kazanması bekleniyor. Son kullanıcı cephesinde, çeşitli faaliyetler devam ederken, 2021 yılında alüminyum kullanımının normal seviyelere dönmesi bekleniyor. Ambalaj sektörünün büyümeye devam edeceği ve alüminyum talebini artıracağı tahmin edilirken, otomobil endüstrisinin 2021’in üçüncü çeyreğinde, kavite öncesi seviyelere ulaşması bekleniyor.

    celalettin kirboz 1bWood Mackenzie Kıdemli Analisti Ami SHİVKAR, 2019’da alüminyum alanındaki ana trendlere bakarak, 10 yılın en düşük seviyesinde olan küresel birincil alüminyum talebine işaret ederek, “Talep, önemli pazarlarda otomotiv ve inşaat sektörlerindeki zayıflıktan etkilendi” dedi. Pazarda daha fazla hurda bulunabilirliği, birincil alüminyum talebini de sınırladığı bu tespitler arasında yer aldı. ABD-Çin ticaret savaşını çevreleyen belirsizliğin devam etmesi ile talep, Wood Mackenzie’nin geçen yılın sonunda beklediğinden çok daha büyük bir darbe aldı. Ami SHİVKAR, “Hala 2019 için 900.000 tonluk küresel bir metal açığı öngörüyoruz. Ancak Çin ve Çin çıkışlı piyasa eğilimleri artık tersine döndü” tespitinde bulundu. Ami SHİVKAR, “2009’dan beri ilk defa, Çin birincil alüminyum pazarının talep artışındaki keskin yavaşlamaya rağmen 600.000 ton açık vereceğini tahmin ediyoruz” dedi. Fiyatlara bakıldığında, eylül sonu ve ekim başı, artan ABD-Çin ticaret gerilimleri ve küresel büyümedeki yavaşlama nedeniyle alüminyumun 2 yılın en düşük seviyesine ulaştığı görüldü.

    FocusEconomics analistleri ekim raporlarında, “Çin’deki talebe ilişkin endişelerin artması, diğer büyük sanayi ülkelerindeki fabrika üretiminin yavaşlaması ve küresel otomotiv sektöründeki düşüş ile birleştiğinde, küresel alüminyum fiyatları üzerinde güçlü bir aşağı yönlü baskı oluşturdu” dedi. “Zayıf arz ve düşen stoklar- LME depolarındaki alüminyum stokları eylülde 10 yılın en düşük seviyesine indi. Fiyatlardaki düşüşü hafiflettiği görüldü.

    Yukarıda özellikle yabancı analistlerin yaptıkları değerlendirmeler neden önemli? Ülkemizde uzun dönemdir gündeme getirdiğimiz ve hep gündemde tutmaya çalıştığımız “Ham madde tedarik güvenliği” nedeni ile bu konuyu tekraren irdeleme ihtiyacı hissettik. Ülkemizin ham madde konusundaki risklerinden bu yazımızda bahsetmek istemiyorum. Çok defalar anlattık, gerekli tedbirler aşınmaz ise neler olabileceğini söyledik. Aslında bu defa diğerlerinden farklı gelişti bu olumsuzluk. Geçmişte her defasında Avrupa ve dünya oyuncularının aldığı pozisyonlar nedeniyle ham madde konusunda zorluklar yaşadık, şimdi bu daha farklı. Boksit ocaklarının üretim maliyetleri açısından yeterli düzeye oluşamaması, piyasadaki oyuncuların siyasi nedenler ile ülkemize ve sektörümüze uyguladığı ambargolar geçmişte sektörümüzü olumsuz anlamda etkilemişti. Şimdi ise dünya pazarındaki talebin yön değiştirmesi, ABD’nin Çin’e uyguladığı ambargo, bu uygulamayı Avrupa bölgesine aktarması ve Avrupa’nın şu anda Çin’e aldığı tavır ile bir anda önemli bir pazar yönü değişti. Birtakım firmalar direk ABD’deki bu açılan pazar payına ulaşıp olabildiğince pastadan pay alırken, bir kısmı da ABD pazarındaki bu kapasiteye yönelen Avrupa firmalarının Avrupa pazarında boşluk yaratmasına sebep oldu. İşte bu boşluğu da Türk firmaları hızlı aksiyonlar ile doldurmaya başladı. Bu süreçte döviz kurlarının da yukarı yönlü hareketi söz konusu 2 pazarın da Türk sanayicisine olumlu hedefler olmasını sağladı. Bu gelinen durumun sürdürülebilir olması için ham madde tedarik probleminin bertaraf edilmesi kaçınılmazdır.

    celalettin kirboz

    Ülkemizde özellikle profil imalatında yapılan yatırımlar ile önemli bir kapasiteye sahip olan sektör, son yıllarda levha tarafında da ciddi kapasitelere ulaştı. Halen devam eden yatırımlar ise hiç de göz ardı edilecek rakamlarda değil. Bu kapasite artışları, aslında ne kadar gerekli ve sürdürülebilir? Tartışmaya açıktır. Uzun soluklu kontratlar olmadan, her şartta satış yapılabilecek ortamlar olmadan güncel veriler ile yapılan yatırımlar ne kadar sıhhatli olacaktır? Bu yatırımlar bir esip bir kesilen rüzgâr mı? Yoksa sürekliliği olacak bir rüzgâr mı? Bunu iyi analiz etmek gerekir. Yaratılan markalar, oluşturulan katma değerli ürünler, teknoloji ve inavasyon ile geliştirilen ürünler olmadan bu süreç çok sürdürülebilir olur mu?

    Güncel gelinen noktada faizlerin pazardaki etkisi, bu etki ile dolar ve euro’nun karşısında TL’nin durumu çok iyi analiz edilmeli. Oluşabilecek bir kur manipülasyonu ile bir anda maliyetler alt üst olabilir. Yabancı para ile yapılan uzun soluklu kontratlar bir anda terse dönebilir. Elbette burada olumsuzluk havası estirerek olumsuzluk söylemleri yapmak değil amacımız. Bu süreçte yeni yatırım yapan firmalarımızın beklentilerini doğru analiz etmeleri, tüm firmalarımızın uzun soluklu kontratlarda bunu göze almalarının öneminden bahsediyoruz.

    Geçmişte LME depolarından, ortak satın alma platformlarına kadar birçok ham madde yönetim şeklini anlattık. Bu sistemler böyle günlerde çok daha iyi anlaşılıyor. Büyük ve güçlü firmalar uzun kontratlar ile güçlü tedarikçiler ile kontratlar yapabiliyor. Aylık, haftalık ham madde tedarik eden firmalarımız ise bu anlamda ciddi problemler yaşıyorlar. Bu sistemin güçlü ve sürdürülebilir olması için LME aktif deposunun ülkemizde kurulması çok önemli. Bunun dışında 125 milyar dolarlara ulaşan ham madde ve aramalı alışımız bir şekilde organize edilmeli. Özellikle Çin metodunda devletin ana sanayilerde ham madde ihtiyaçlarının devlet eli ile alınmasının sağlanması tedarik riskini ortadan kaldırdığı gibi toplu alım gücünü kullanarak rekabetçi fiyatlar ile alımlar yapılmasını da sağlamaktadır. Bu sistemler çok defalar gündeme getirildiği halde maalesef sahip çıkılmamış, ancak bugün gelinen durumda resmi, tüzel birçok kuruluş ne olacağı konusunda fikir sormakta ve bizlerden çare beklemektedirler. Böyle zamanlarda problem çözmek, geçici önlemler almak değil, gerçek ve köklü çözümler bulabilmektir önemli olan. Bizler GALSİAD olarak sektörün bu çok önemli problemine her zaman çözüm bulmaya gayret ettik. Bundan böyle de edeceğiz. Tüm oda, birlik ve meslek kuruluşlarından bu süreçte bizler ile birlikte hareket etmesini bekliyoruz. Sanayicimiz, bu anlamda kuruluşunun sebebi sektörel sorunları çözmek olan derneğimize elinden geldiğince destek vermelidir. Sektöre yaptığı test, analiz, araştırma, eğitim gibi konularda önemli destekler veren derneğimiz, tüm sektörün bildiği gibi idari konularda, kanun ve kararname çalışmalarında da tüm resmi ve tüzel noktalarda da gerekli çalışmalarına devam etmektedir. Bu vesile ile dergimiz yayınlandığında hizmetinizde olacak “ASTEL” Alüminyum Cephe ve Sistem Test Merkezi’nin açıldığı haberini de sizlere vermek isterim. 

    Saygılarımla

https://celalettinkirboz.com.tr/makale.php
Alüminyum Sektöründe Tevkifat Sorunu
  • 28.12.2023
  • Alüminyum Sektöründe Tevkifat Sorunu

    Her sayımızda maalesef sektörümüzde yaşanan bir olumsuzluğu sizler ile paylaşmak zorunda kalıyorum. Bu durumdan emin olun bende çok memnun değilim, ancak gündemde ise de sizler ile paylaşmak durumundayım.

    3 milyar doları geçen ciromuz ile aslında son yılların en başarılı zamanlarını geçiriyoruz. Bir yandan bu güzel ciro göstergesi ham madde tedarik sıkıntısı ve yükselen primler bu süreçte önümüzü tıkarken, diğer yandan da bu ciroları yükseltmek, gerçekten çok da net doktrinler ile izah edilebilir değil. Yine de üzerinden geçmekte fayda olduğunu düşünüyorum. Çin’e uygulanan ambargo sonrası Avrupa’nın ve Amerika’nın önemli tedarik açıklarının oluşması, ülkemiz üreticileri için önemli avantaj oluşturmuş haldedir. Dövizin değer kazanması, bu süreçte ihracat tarafında yine itici güç oluşturmuştur. Pandemiden çıkmaya çalışan Avrupa’nın sektörel ürün ihtiyaçları, -en başında inşaat sektörü geliyor- sektörümüzün yüzde 65 büyümesiyle hızlı bir ivme ile yukarı yönlü hareketine neden olmuştur.

    TÜİK kaynaklı dış ticaret verileri esas alındığında; 2020 Aralık ayında toplam alüminyum ihracatımız 2019 Aralık ayına göre %18,3 oranında artarak 85.400 ton olmuştur. Bu dönem içinde (2019 yılı aralık ayı ile karşılaştırıldığında) Avrupa Ortak Pazarı’na yapılan ihracatımız, %22,6’lık rekor bir artış gerçekleşmiştir. 2020 yılı toplamında ise (Ocak – Aralık 2020 toplamı olarak) alüminyum ihracatımız COVID-19 pandemi etkisine rağmen, 2019 yılı ihracat seviyesini korumuş, sadece %2,6’lık bir gerileme ile 904 bin ton düzeyinde gerçekleşmiştir. 2020 yılı toplamı olarak alüminyum mamul ve yarı mamul ihracatımızdan sağlanan gelirler ise bu yıl da 3 milyar dolar seviyesinin üzerine çıkarak 3.06 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu veriler ile Türk alüminyum sektörü, 2020 yılında üretim ve ihracat seviyesini koruyabilen ender ülkeler arasında yer almıştır.

    Olumsuzluklara rağmen bu verileri koruyan sektörümüzde iç pazarda en önemli olumsuzluk ise hükümetimiz tarafından alınan ani bir karar ile tevkifat KDV 2 uygulamalarında getirilen anlamız bir uygulama olmuştur. Tevkifat oranlarının artırılmasının ardından gelen bu uygulama, sadece üreticiyi değil toptancı küçük esnafımızı da çalışamaz hale getirmiştir. Haklı olarak teminat isteyen üreticilerin bu isteğini yerine getiremeyen satıcı firmalarımız, çalışamaz hale gelmiştir.

    Yaptığımız çalışmalar ile tüm mercilerde bu durum üzere müracaatlar yapılmış ve gerekli mücadele tarafımızdan verilmeye devam etmektedir. Bu sistemin pazarı illegaliteye iteceği ve bu durumdan kaynaklı usulsüzlüklere yol açılacağı her platformda anlatılmıştır. İhracatımıza bu denli ve her şartta destek vererek ülkemize döviz kazandıran sektörümüz, bunu gerçekten hakketmektedir. Bizleri zor durumda bırakan tevkifat uygulamasından ve buna bağlı sistemler ile işimizi zorlaştıran uygulamalardan, önümüze koyulan ihracat hedefine ulaşabilmemiz için hükümetimizin acilen vazgeçmesi gerekmektedir.

    Bugüne kadar kıymetli alüminyum sektörü temsilcilerinin haklarını korumak için elimizden gelen çalışmayı ve özveriyi gösterdik. Yanımızda olan sektör firmalarımız ile güçlenerek yürüdük. Bundan böyle de yürümeye gayret edeceğiz. Çalışmalarımızda yanımızda olmanız bizlere destek vermeniz en büyük gücümüzdür. Bu vesile ile saygılarımızı sunuyorum. 

    Saygılarımla

https://celalettinkirboz.com.tr/makale.php
Türk Alüminyum Sektöründe Bundan Sonra Ne Olacak?
  • 28.12.2023
  • Türk Alüminyum Sektöründe Bundan Sonra Ne Olacak?

    Türk alüminyum sektörü olarak, belki de son yılların en ilginç sürecini yaşıyoruz. Bir taraftan sürekli artarak devam eden talep, diğer taraftan tırmanan ham madde fiyatları ve ham madde temininde yaşanan güçlük…

    “Hepsi bir araya mı geldi?” diyelim, yoksa “Zaten böyle mi olur bu süreç?”, ne diyelim bilemiyorum. Aslında arz talep ilişkisinde fiyatların yükselmesi çok beklenmeyen bir şey değil, ancak tedarik zorluğu burada esas anlaşılmaz olan… Ne oldu, bir anda dünya alüminyum üretim kapasiteleri %100 artış mı gösterdi? Kapasiteler bir anda bu şekilde artma şansına sahip değil ise,ki öyledir, o zaman ne oldu? Bundan sonra ne olacak? Bizi nasıl bir pazar ve nasıl bir süreç bekliyor?

    Amerika’da seçimler öncesi piyasaları rahatlatmak için pompalanan para, dünyaya yayıldı. Özellikle Avrupa’nın bundan önemli ölçüde payını aldığı görülüyor. Öyle bir süreç yaşandı ki, hem Çin ambargosu ile Avrupa’ya yönelen ABD talepleri, hem de bu taleplerin artmasına neden olan ABD para politikası, tüm alınan kararları ile Çin hariç dünyanın çok işine yaradı. Cavit bir dönem özellikle perakende sektöründe bir yavaşlatma etmeni olduğu halde aslında görüldü ki; yavaşlatmaktan çok yayı germiş bu süreçte. İnsanlar kazandıkları ama harcayamadıkları süreçte anlaşılan o ki, çok plan ve program yapmışlar.

    Türkiye ekonomisi çok ilginç ekonomik veriler ile bu süreçte yerini aldı. Elbette pozitif tarafta. Aslında devlet politikasının bile ön görmediği bu süreç ihracat artışları ve e ticaret ile çok farklı bir noktaya geldi. Psikolojik olarak insanımız ilk dönemlerde ithal ürünler yerine her noktada yerli ürünlere döndüler. Dezenfektan, maske, temizlik ürünleri gibi birçok üretim kolu hem iç pazarda hem de ihracatta öne çıkan, trend sektörler oldular. Bu sektörlerin getirdiği önemli ivme, ekonomide pozitif gidişin etkeni oldu. Elbette durağan veya tamamen kapanan sektörlerimiz var ve olacak da... Ancak hesap, yanlışların doğrular ile karşılaştırıldığı ve toplam rakamların etkili olduğu noktadan bakıldığında neticede ok yukarı yönlü… Neticede tepe yönetimin de baktığı ok bu…

    Şimdi esas önemli konu, bu süreçlerin bizi nereye sürükleyeceği…! Bu aşamaya kadar gelinen nokta, aslında talep artışı konusunda üreticinin aldığı önlemler ile mevcut eksik kullanılan kapasitelerin hem makine ekipman ve hem de işgücü anlamında veya hiç kullanılmayan kapasitelerin devreye alınması ile artan üretim miktarları, buna bağlı olarak da artan ham madde talep miktarlarıdır. Bu aşamadan sonra görülen o ki; fabrikalarımız gelişen sürece bağlı olarak kapasite artıracak yatırımlara da sıcak bakmakta, hatta başlamış durumdalar. Özellikle fabrika büyütmeler yeni yatırımlar inşa süreci devam ederken, yurt içi ve dışı kaynaklı çok ciddi makine ekipman siparişleri de söz konusu. Peki bu süreç sürdürülebilir olacak mı? Bu hesap, çok önemli ve stratejiktir. Geçmişte tekstil gibi birçok sektörde yaşadığımız makine yatırım çöplüğü, ülkemizin kaldıramayacağı bir yük olur… Bu hiçbirimizin asla kabul etmediği bir öngörüdür.

    Günün sonunda ABD’nin meclise sunduğu ve toplam büyüklüğü 6 trilyon dolar olan altyapı revizyon projesi, Çin’e ABD ve AB tarafından uygulanan ambargolar ülkemiz için çok önemli belki de bir daha önüne çıkmayacak kadar önemli bir süreçtir. Şimdi bize düşen bu süreci çok iyi yönetmek ve lehimize döndürerek önemli kazanımlar sağlayacak hale getirmektir. Böyle bir dönemde bu şansı kullanabilirsek, gerçekten çok güçlü marka olmuş firmalarımız ile dünya pazarında kendimizi çok daha fazla özgüven ile temsil edeceğimizden hiç şüphem yok.

    Saygılarımla.

     

https://celalettinkirboz.com.tr/makale.php
Karbon Vergisi ve Sektöre Etkisi
  • 28.12.2023
  • Karbon Vergisi ve Sektöre Etkisi

    Günümüzün en önemli sektörel sorunu haline gelen ve çözümsüzlüğünü koruyan tedarik zorlukları ve riskler… Maalesef çok uzun zamandır önümüzde duran ama her konuda olduğu gibi bu konuda da kapımızı çalmadan maalesef aksiyon alamadığımız bir süreç daha yaşıyoruz. Bu konuda bizler iki çalıştaya katıldık

     

    Çevre Bakanlığımız ile yapılan bu çalıştaylarda maalesef firmalarımız firma çevre personelleri ile katılım sağlamış, önemli kararlar alınmamıştır. GALSİAD olarak o toplantılarda önümüzdeki süreçte sanayicimize devletin yardımcı olmasının, muhakkak üretici fabrikalarımızın bu süreçte konu ile ilgili yapacakları yeni yatırım ve revizyonları destekleyecek bir mekanizma yaratılmasının gerekliliği dile getirilmiştir. Teknolojik olarak ve yöntem olarak eksiklerimiz bulunmaktadır. Bu konuda ciddi mali ve bilgi desteğine ihtiyacımız vardır ve olacaktır diyerek o çalışmalarda sanayicimiz adına şerh koyduk.

    İçerisinde bulunduğumuz koşullarda teşvik, kredi gibi yollar ile bu konuda yapılacak yatırımlar ve revizyonlar muhakkak desteklenmelidir. Sanayicimizin üzerine yüklenen bu sorumluluk elbette kendisini bağlar ama devletin de bu konuda destekleri muhakkak olmalıdır. Uzun vadeli yatırım kredileri, çevre teşvikleri, stopaj, vergi gibi yükümlülüklerde yatırım yapan sanayiciye verilecek indirimler, yapılacak yatırımlarda özellikle üniversitelerimiz, sanayi ve ticaret odalarımız ile proje ve yol haritası destekleri bu dönemde çok önem arz etmektedir. Bu dönemde bir diğer çözüm noktası ki çok çok önemlidir, alüminyum hurda geri dönüşüm konusudur. Sistemin tamamen gözden geçirilmesi, toplama sırasında uygulanabilecek destekler, Alüminyum Geri Dönüşüm İhtisas Organize Sanayi Bölgelerinin kurulması, daha fazla hurda işleyebilmek için alt yapıların fiziksel ve teknik olarak hazırlanması olarak gösterilebilir. Derneğimiz bu konularda ilgili bakanlıklarımız ile yoğun bir mesai içerisindedir. Bu süreç ile ülkemize daha fazla hurda girişi sağlamak ve üretimdeki geri dönüşüm payını artırarak daha az vergi riski ile sektörü rahatlamak amaçlı yapılan bu çalışmalar, hız kesmeden devam edecektir. Yine önümüzdeki günlerde bu konuda bakanlığımız ile GALSİAD olarak bir çalıştay yapmayı planlamaktayız.

    celalettin kirboz 72a

    Bildiğiniz üzere alüminyum ham madde tedarik problemlerinin ve buna dayalı sürekli artan fiyatların birkaç önemli nedeni vardır. Ana nedenlerden biri de karbon ayak izi konusudur. Özellikle Çin hükümeti bu konuda önemli ve radikal kararlar almıştır. Ham madde üretimini oldukça kısarak maalesef dünya alüminyum cirosunun yüzde 50 sini temsil eden bir ülke olarak dünya alüminyum sektöründe önemli daralmalara neden olmuştur. Çin için en büyük problem, alüminyum ergitme işlemlerinin çoğunun kömürle çalışan enerji ile yapmasıdır. Çin alüminyum sektörü, 2019 yılında 36 milyon ton birincil alüminyum üretmiştir. Ayrıca Uluslararası Alüminyum Enstitüsü verilerine (IAI) göre, bunu yapmak için yüzde 88’i kömürden gelen 484.342 gigawatt saat enerji kullanmıştır. Çin’deki çevre kirliliği ciddi adımlar gerektirmektedir. Ancak talep hala hızlı büyümektedir. Pekin, halihazırda küresel üretimin yaklaşık yüzde 58’i olan 45 milyon tonluk bir üst sınır koymuştur. Reuters raporuna göre, IAI tahmini talebin küresel olarak 25 milyon ton daha artacağı yönünde görüş bildirmiştir. Bu talebin önemli bir kısmı Çin’de olacak. Çin’in kömürle çalışan elektrik üretiminde anlamlı azalmalar yaparken yenilenebilir üretim kapasitesini ne kadar hızlı oluşturabileceği bir dengeleyici eylem olacaktır.

    Çin, bu vaziyette olunca elbette bunun Amerika, Avrupa ve dünyaya önemli yansımaları kaçınılmazdır. Diğer yandan Uluslararası Alüminyum Enstitüsü’nün (IAI) bu ay bildirdiğine göre, küresel alüminyum üretimi temmuz ayında 5,75 milyon tonu bulmuştur. Alüminyum Aylık Metaller Endeksi (MMI) yüzde 7,0 artmıştır. Fiyatlar, bu ay en çok yükselen Çin fiyatlarıyla birlikte tarihsel olarak yüksek kalmaya devam etmektedir.

     

    celalettin kirboz 72bTemmuz ayı boyunca, LME alüminyum, fiyatının yükseldiği ayın son birkaç gününe kadar çoğunlukla yatay işlem görmüştür. LME fiyatları 1 Ağustos’ta 2.619$/mt’a ulaşmıştır. Fiyatların 2.700$/mt’u geçtiği Mart 2011’deki 10 yılın en yüksek seviyesine yakın hale geldiği görülmektedir. Fiyatlar yüksek kalırken, LME’deki işlem hacimleri, fiyatların ve hacmin zirve yaptığı ayın son günü hariç, önceki aya göre daha hafifti. Hacimler o zamandan beri düştü ve yükseliş trendinin zayıf göründüğüne işaret etti. Çin fiyatları LME’den farklıdır ve temmuz ayı boyunca sürekli olarak yüksek işlem görmeyi sürdürmüştür. İşlem hacimleri hafifti ve yalnızca ayın son gününde yükseldi, LME fiyatlarına benzer bir eğilimin sinyalini verdi. Amerika da ise Midwest Premium fiyatı temmuz sonunda 0,32 $/lb ile rekor seviyeye ulaştı. Midwest prim artışı, birçok farklı nedenden kaynaklanıyor olsa da alüminyum üzerindeki yüzde 15’lik Rus ihracat vergisi, Rusya’nın ABD’nin ikinci en büyük birincil alüminyum ihracatçısı olduğu için oldukça önem arz ediyor.

https://celalettinkirboz.com.tr/makale.php
Alüminyumda Ham Madde Tedarik Süreci
  • 28.12.2023
  • Alüminyumda Ham Madde Tedarik Süreci

    Shandong merkezli şirketin başkanı Lu Zhengfeng, ANTAİKE’nin Çin Uluslararası Alüminyum Haftası’nda düzenlenen bir konferansta, “Alüminyum fiyatları önemli ölçüde arttı ve artan navlun ücretleri, fiyat farkları ve döviz kurlarının tümü işlemciler üzerinde büyük bir etkiye sahip” dedi.

     

    Bu sayıda herhalde beklenen alüminyum fiyatlarındaki artışın nedenleri ve ne kadar daha devam etmesini öngördüğümdür. Evet 40 yıldır bu sektörde böyle bir dönem yaşamadım ve yaşanmış olduğunu da tahmin etmiyorum. Aslında bir taraftan baktığınızda olumlu ve başarılı bir gösterge çıkıyor karşımıza. Olumlu tarafı belki sektörümüzün dünya alüminyum sektörüne bu kadar entegre ve etkileşim içerisinde olduğunu görmek, olumsuz tarafı ise pazarın geldiği öngörülemez süreç. Şimdi bundan sonraki süreci nasıl yöneteceğimizi ve bu duruma nasıl geldiğimizi bunu çok detaylı bilmemiz gerekiyor. Yoksa bu süreç birçok şirketimizi üzecek. Bu süreçte çok önemli kontratlara imza atan firmalarımız var. Bunların birçoğu ilk defa böyle kontratlara maruz kalıyor. Belki de bunu kendileri için bir şans olarak görüyor. Bu süreçte yapılan kontratlar karşısında ham madde tedarik tarafında aynı şartlar ve bağlayıcılık ile tedarik anlaşmaları yapılmadıysa gelinecek durum oldukça vahim olabilir. Sonuçta birazdan nedenlerini anlatmaya çalışacağımız ham madde tedarik güçlüğü kısa zamanda rahatlayacak ve çözülecek gibi durmuyor.

    Şanghay Vadeli İşlemler Borsası’nda en çok işlem gören kasım ayı alüminyum sözleşmesi, Mayıs 2006’dan bu yana en yüksek seviyesine yükselirken, Londra Metal Borsası’ndaki üç aylık alüminyum fiyatları Temmuz 2008’den bu yana en güçlü seviyesine ulaştı. Elektrik fiyatları, Asya ve Avrupa’daki kömür kaynaklı elektrik üretiminin devre dışı bırakılmasıyla son haftalarda rekor seviyelere ulaştı ve Çin’in krizinin yıl sonuna kadar sürmesi bekleniyor, dünyanın en büyük ikinci ekonomisindeki büyümeyi engelliyor. (Grafik-1)

    celalettin kirboz 1

    Çin devlet rezerv bürosu fiyatları düşürmek amacıyla bu yıl şimdiye kadar 280.000 ton alüminyum sattı. Magnezyum ve silisyum gibi alüminyum alaşımlarındaki metallerin artan fiyatlarının da imalatçılara zarar verdiği konusu da önümüzdeki gerçektir. Çin’in devlet kurumu olan Antaike, Çin alüminyum pazarının bu yılki 180.000 ton fazlanın 2022’de 200.000 tonluk bir açığa dönüşeceğini tahmin ediyor ve Çin devlet rezerv satışlarının gelecek yıl 300.000 ton olacağı belirtiliyor. Neden Çin den bu kadar bahsettik ve önemsedik? Çünkü dünya alüminyum hacminin %50 sini kapsayan bir büyüklük ve orada sektör Anadolu deyimi ile “Hapşırsa biz burada ağır hasta oluyoruz” Çin’i etkileyen faktörler tam da bu anlamda bizler için oldukça önemli. Buradan bakıldığında aşağıdaki tablo sektör adına çok tedirgin edici gibi duruyor. (Grafik-2)

    celalettin kirboz 1b

    celalettin kirboz 1c

    Gine’de bu ayın başlarında Cumhurbaşkanı Alpha CONDE’yi deviren darbenin, alüminyumun ana maddesi olan boksit arzı konusunda küresel endişelere yol açtığını söylüyor. Batı Afrika ülkesi Gine, US Geological Survey’e (USGS) göre dünyanın en büyük, kabaca 7,4 milyar ton boksit rezervine veya küresel toplamın yaklaşık dörtte birine sahip. Raporlar, alüminyum fiyatlarının darbeden çok önce yükseldiğini gösteriyor. Boksit üretiminin yarısını Gine’de üreten Rus alüminyum devi Rusal, siyaset ve ticarete adanmış bir Rus gazetesi olan Kommersant’a göre, durumun tırmanması halinde Gine merkezli personelini tahliye etmeyi düşünüyor. Bölgesel blok Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu’nun (ECOWAS) anayasal düzene dönmesi için altı ay verdi. Darbe lideri, Ulusal ve Kalkınma Komitesi (CNRD) Başkanı Albay Mamady DOUMBOUYA, uluslararası şirketlerle yapılan maden ihracatı için mevcut sözleşmelerin geçerliliğini koruyacağını garanti etti. Ruanda merkezli bir ekonomist Teddy KABERUKA, askeri cuntanın sınırlar kapalıyken bile limanları ihracata açması ve üretimde sürekliliği sağlamak için madencilik alanlarında sokağa çıkma yasağını kaldırması gibi adımların, yöneticilerin maden meselesini ele aldıklarının göstergesi olduğunu söyledi. Uzmanlar maden işinin, ulusal ekonominin özü olduğunu ve bu nakit akışını kesmeyi yöneticilerin göze alamayacakları yönünde birleşiyor.

    Çin ve boksit üreticisi ülkelerdeki bu hareketler dünya alüminyum sektöründe önemli bir sürecin ana nedenleri olsa da diğer unsurlar ile bu kaçınılamaz bir tedarik zorluğunu net olarak işaret ediyor. Lojistik darboğazda yukarı yönlü riskler, Şikago’daki Harbour Aluminium Zirvesi’ndeki birçok katılımcıya göre, bu yılın geri kalanında ve önümüzdeki süreçte sorunların çözülmesi beş yıl kadar sürebilecek. Enerji yoğun metal alüminyum üretimi geçen yıl yaklaşık üçte iki oranında arttı. Alüminyum, Londra Metal Borsası’nda 2008’den bu yana en yüksek gün içi seviyesi olan ton başına %2.6’ya varan artışla 3.000 dolar’a ulaştı. Çin’de metal %5.4 artışla 3.687 dolar’a çıkarak 2006’dan bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Londra’da bakır ticareti %0.4 ve nikel %2.6 değer kaybetti.

    Sonuç olarak Türk alüminyum sektörü, boksit yataklarındaki mali ve idari krizler, karbon salınımı ile ilgili alınan tedbirler ve buna bağlı olarak elektrik maliyetlerindeki artışlar, ambargolar, lojistik problemler gibi enstrümanlar ile nihayet ham madde tedarik riskini en üst noktada yaşar hale geldi. Bu konuda gelinen nokta elbette çok da bizim neden olduğumuz bir durum değil ancak sonucunda ciddi problemlerin ve risklerin olduğu bir süreç. Bizler şahsım olarak ve derneğimiz yönetimi olarak ülkemizin bu konudaki en üst kurum ve makamları ile sektörümüzün içerisinde bulunduğu süreci konuşmaya ve çözüm önerileri sunmaya devam edeceğiz. Bu süreçte tüm sektör mensubu firmalarımıza muhakkak taahhütlerini, sağlam ham madde anlaşmaları ile garanti altına almalarını tavsiye ediyorum.

    celalettin kirboz 1d

https://celalettinkirboz.com.tr/makale.php
Sektörde Bilinmezlikler Sorunu ve Çözüm Önerileri          
  • 28.12.2023
  • Sektörde Bilinmezlikler Sorunu ve Çözüm Önerileri              

    Bu günlerde tüm diğer sektörlerde olduğu gibi bizim sektörümüzde ve bizim ülkemizde de ana konunun “düşük karbonlu alüminyum üretimi” olması bekleniyordu. Ama içerisinde bulunduğumuz günler, maalesef ülkemiz sanayicisine önemli bilinmezlikler yaşatmaktadır.

    Mevcut durumda ham madde ve yarı mamul tedariki ile uğraşan sektörümüz, bir de durdurulamayan bir kur fırtınası yaşamaktadır. İyi mi, kötü mü olmasının ayırt edilmeye çalışılması bir yana, çok stratejik olan ve olumsuzluklara yol açan belirsizlik, sektörümüzün en önemli tehdidi haline gelmiştir. Bu bir paradigmadır. Nasıl içerisinden çıkılacağını kimse bilememektedir. Ekonomilerin en hassas noktalarından olan Güven Endeksi, yerlerde sürünür hale gelmiştir. Sadece şirketlerdeki toplantılar değil ev sohbetleri bile şu anda dolar kuru üzerinden yapılmaktadır. (Grafik-1)

    celalettin kirboz 74b

    Bu grafikler oluşunca da maalesef pazarda alışveriş durma noktasına gelmektedir. Çünkü insanlar sattıkları mallarının yerine yenisini koyamayacak bir durumla karşı karşıya kalmış bir haldedir. Bu bir taraftan stokçuluk olarak değerlendirilse de maalesef başka türlü bir garanti yolu olmadığından piyasa risk alamamaktadır.

    Haftalık ve aylık veriler, sadece dolarda kaldığı için bu kazançları sağlayan bir ekonomide hareket etmek mümkün olabilir mi? (Grafik-2)

    celalettin kirboz 74d

    celalettin kirboz 74c

    Bir düşünün, sabah müşteriye yolladığınız malınız akşam yerine varmadan dolar bu grafikte görüldüğü şekilde fark sağlıyor. İş insanlarımızın acilen bu dolarizeden kurtulması şart olarak görülmektedir. Bizlerin işimize odaklanıp ihracatımızı ve üretimimizi artırmamız olmazsa olmazdır.

    Ülke olarak şu ana kadar gerçekleştirdiğimiz ihracat rakamları çok önemli. Ancak hangi şartlarda, hangi makineler ve ekipmanlar ile gerçekleştirildiği de bir o kadar önemlidir. Maalesef çok eleştirdiğimiz göçmen iş gücü tam da bu aşamada devreye girmiş, birçok sektörde bu iş gücü lokomotif hale gelmiştir. Avrupa, yıllardan beri kendi insanına yüksek hayat standardı sağlama hedefi vererek iş gücünü oldukça yüksek standartlara taşımıştır. Bu maalesef Avrupa ekonomisinde, sanayisinde rekabet gücünü oldukça azaltmıştır. Pazarda farklı ülkelerde çok daha ucuz çalışan iş gücü olması birçok Avrupalı üreticiyi pazar dışına itmiştir. Pandemi sürecinde kapatılan iş yerleri tekrar çalıştırılamamış, bundan kaynaklı önemli bir üretim gücü kaybedilmiştir. Hükümetimizin eş zamanlı aldığı asgari ücrette iyileştirme kararı ise çok önemli ve olumlu sonuçlara yol açacaktır. Bunun sonuçlarını iş gücü anlamında çok yakın gelecekte göreceğiz. Ancak gözden kaçırılmaması gereken konu, bunun sanayici tarafından nasıl tolere edilebileceğidir. Bizim en kuvvetli enstrümanımız, sanayide iş gücümüzdür. İş gücü maliyetlendirilirse bu enstrüman sayesinde pazarda aldığımız payı maliyetler açısından riske sokabiliriz.

    Özellikle Uzak Doğu ülkeleri Avrupa ve Amerika ayağında koyulan denetim ve vergiler ile pazarda zorlanırken ülkemiz bunu önemli bir avantaj haline getirmeye çalışmaktadır. Bu durumun farkında olan Uzakdoğulu üreticiler B planı olarak mallarını değil üretim hatlarını ülkemize getirme planlarını çok daha ciddi yapmaktadır. Bu süreç bizim için bir kayıp mıdır? Asla değildir. Ülkemize yapılan her türlü yatırım bizler için önemlidir. Bu ister yabancı tarafından ister yerli tarafından yapılsın! Bizim ham madde ayağımız ve makine ekipman ayağımız oldukça zayıf yanlarımızdır. Bu alanlarda önemli adımlara ihtiyacımız var ve olacak. Artık ülkemizde ihracat anlamında kilosu 3,5 dolarlara makine imalatı yapıp satma devri kapanmalıdır. Özellikle savunma ve havacılık, oyun yazılımı gibi sektörlerde olduğu gibi yüksek katma değerli ürünler hedefimizde olmalı ve devletimizin de bu doğrultuda üretim yapan insanlarımızı koruması, teşvik etmesi olmazsa olmaz beklentimizdir.

    Faiz sisteminden sürekli serzenişte olan ve bu sistemi çökertmeyi hedefleyen hükümetimiz, buna kendi bankaları ile sanayiciye üreticiye düşük maliyetli sermaye sunarak başlamalıdır. Çin sanayi sistemi ortada ve nettir. Başarıya ulaşmıştır. Bu ülkenin Rusya’nın muhasebe ve Çin’in yatırım sistemine çok ama çok acil ihtiyacı vardır. Binek araç karaborsa ama devlet vergi toplayamıyor, kazanmayan sanayici, iş insanı almıyorsa bu aracı kim alıyor? Alıyorsa araca verecek para bulan insanımız neden üzerine düşen ödemesini devlete zamanında ve doğru yapmaktan imtina ediyor?

https://celalettinkirboz.com.tr/makale.php
Piyasadaki Tedirginliğe Çözüm Önerileri
  • 14.12.2023
  • Piyasadaki Tedirginliğe Çözüm Önerileri

    Değerli sektör temsilcileri,

    Tarafıma ayrılan bu sayfada bir gün sektör olarak çok keyifli ve olumlu şeyler yazmayı emin olun en çok ben arzuluyorum. Ancak üzülerek içerisinde bulunduğumuz yerel ve dünya lokasyonunda sıkıntıları bir türlü aşamıyoruz.

    Çin lokasyonuna uygulanan ambargo aslında bizleri bir anlamda son derece endişelendirdi. Çünkü bizim de bu ambargo içerisinde değerlendirilmemiz hiç de uzak değildi ve öyle de oldu. Çeşitli kurumlarımız, kuruluşlarımız ile bu anlamda hem lobi olarak hem de hukuksal önemli çalışmalar yapıldı. Yetkili kurumlarımız pandemiyle başlayan anlaşılmaz tedirgin bir ortamda, bir taraftan bakılınca sektörel anlamda olumlu veriler yaratmış haldedir. Pozitif taraflar üretim hatlarımızın dolması siparişlerin bir anda yağmur gibi yağması olmuştur.  Özellikle ihracat patlaması bir anda finansal anlamda da önemli rahatlamalar getirdi. Bu hava devam ederken tüm iş sektöründe önemli kalem olan asgari ücret artışı ve buna bağlı domino etkisi ile ücretlerin artması ki, yaşanan enflasyona bağlı olarak oldukça önemli bir oranda artmış oldu. Domino etkisi ile tüm kademelerde beklenen bu ücret artışı önemli bir gider kaynağı olarak önümüze geldi. Hemen ardından doların hareketleri yine tamamen hammaddesi dış kaynaklı olan sektörümüze bir anda hedge sorunu doğurdu ve telaşlandık. Kur problemlerini çözmek adına alınan tedbirler içerisinde olan “ihracat rakamlarının %25’inin bozdurulması” yine bir olumsuzluk olarak önümüze çıktı. Elektrik, doğalgaz gibi önemli gider kalemimizi oluşturan girdilerimizdeki olağan dışı fiyat artışları ise bu kadar olumsuzluğun tuzu biberi oldu denebilir. Neticede önümüzde bir fiyat artışı ki, uzun yıllardan beri hiç görülmeyen rakamlara ulaşan borsa, siparişi olan çalışan ama üretmekten çok riskleri yönetmeye çalışan bir sektör haline gelmememize neden olmuştur.

    Bundan sonraki süreçte yaşanan bu dönemin nereye evirileceği ise tahmini nerede ise mümkün olmayan bir duruma gelmiştir. Goldman Sachs, 12 aylık alüminyum fiyat tahminini 4.000 dolar/tona yükseltti. Banka gelişmiş piyasalarda talebin olağandışı olduğu bir zamanda Çin ve Avrupa‘daki elektrik kesintilerinin neden olduğu arz kesintilerini gerekçe gösterdi. Alüminyum fiyatları, yatırımcıların arz sıkıntısı ve düşen stoklarla ilgili endişeleri nedeniyle dün 2008‘den bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. LME‘de üç ay vadeli alüminyum %3,3 artışla 3.236 dolar/tondan işlem gördü.  Goldman analisti, Pekin Olimpiyatları öncesinde hava kalitesini iyileştirmek için alüminyum üretiminin büyük ölçüde azaldığına dikkat çekerek artan talebin uzun vadede fiyatları yukarı çekmesi bekliyor.

    Ticaret Devi Trafigura Group, alüminyum alıcılarına sert  uyarıda bulunuyor. En yaygın kullanılan metallerden birinin kıtlığı, 2024’ün başlarında dünyanın stoklarının tükeneceği anlamına geliyor. Trafigura’nın Alüminyum Ticareti Başkanı Philippe MUELLER verdiği röportajda, “Stoklar biterken parabolik artışları görebilirsiniz” tespitinde bulunuyor. Sonuç olarak dünya konjektöründe de son derece hızlı artan fiyatlar ve zorlaşan imalat şartları yakın gelecekte önemli sektörel sonuçlara vesile olacaktır. Tüm bu şartlara özellikle de çok uzun yıllardır sektörümüzü tedirgin eden ve şahsımın her platformda dile getğrdiği ve getirmeye devam edeceği “Hammadde Tedarik Riski“ eklenecektir.

     makale ck 75

    Görüldüğü üzere piyasada konuşulan bu rakamlar bizleri son derece tedirgin etmektedir. Türkiye A-alüminyum sektöründe imalat gücü olarak dünya ile rekabet edecek büyüklüğe sahiptir. Bize gereken katma değerli malı üretmektir. Bu anlamda atılan adımlar yapılan Ar-Ge çalışmaları aslında ne kadar doğru bir yolda olduğumuzu net olarak göstermektedir. Çok değil daha birkaç yıl öncesine kadar ülkemiz cari açığında negatif katkısı olan sektörümüz, şimdilerde üretilen katma değeri yüksek malzemeler ile tam tersine bu oku çevirmiş ve cari açığa pozitif etki eder hale gelmiştir. Bu durum birçok sektörde halen eksi yönlü olarak devam etmektedir. Büyüklük olarak nerede ise iki katına çıkan ihracatımız buna bağlı cari açığa pozitif katkımız, geldiğimiz noktada değerli metaller olarak 10 milyar doları bulan ihracatımız ile biz bu ülkenin temel sanayilerinden birini temsil eder hale gelmiş bulunmaktayız. Elbette birçok risklerimiz mevcut ve devam ediyor. O halde arkamızda bize destek verecek bu riskleri minimize edecek sistemlerin, birliklerin, odaların ve meslek örgütlerinin olması da son derece önemlidir. Sorunlar büyük hükümetimize bu sorunları net anlatacak sektörü ulusal ve uluslararası arenada çok iyi temsil edecek kurumlara, yapılara ihtiyaç var. Konuştuğumuz sorunlar tekil platformlarda çözülecek sorunlar değildir. Hammadde tedarik riskimiz artarak devam etmektedir. Bu konu hammaddenin pahalı olmasından çok daha fazla önemlidir. Bu sektör finans sektörü ile sırt sırta hareket etmektedir. Bu nedenle faizler bizler için son derece önem arz etmektedir. Yine ödemeler dengesini belli bir kapasiteye göre planlayan şirketlerimizin hammadde kaynaklı bir kapasite düşüklüğü yaşaması domino etkisi ile finans sektörüne de ağır problemler getirebilir. Önümüzde çok yakına gelen “Karbon ayak izi” problemi halen birçok kurumumuz tarafında anlaşılmış ve benimsenmiş değil. Oysa ki rekabetin maalesef en büyük rakibi burada yaşanacaktır ve bu hiç göz ardı edilecek bir konu değil. Öncesinde bahsettiğimiz döviz çevirimindeki problemeler, faizler, artan enerji ve istihdam maliyetleri, ithal makine ekipman ile yürüdüğümüz sektörümüzün yerli üretim için desteklenmesi, navlun problemleri, kritik stok tutabileceğimiz antrepo gibi sistemler, geri dönüşüm sistemlerinin kurulması, bizler için çok önemli olan tevkifat oranları, iadeler gibi konuların diğerlerinin yanında hiç de önemli kalmadı. Çünkü bizler neticede bunlara münferit çözümler bulabiliyoruz. Ama bir finans sorununa nasıl bulacağız? Bundan bir yıl önce hammadde ihtiyacı 1 milyon dolar olan bir fabrikanın bugünkü ihtiyacı 2 milyon doların üzerine çıkmış durumda. Bu hiç kapasite büyütmeden sadece hammadde fiyat artışı ile ortaya çıkan bir finans açığı. Üretim, hammadde, üretim ve satış yolunda gerçekleşir. Yani satmadan üretilir. Daha doğru tanım ile tahsilata kadar finans üretici üzerindedir.

    Bu vesile ile içerisinde bulunduğumuz yıl ve hemen önümüzde olan birlik ve oda seçimleri bizler için son derece önem arz etmektedir. Bu kurumlarda muhakkak bizleri çok güçlü temsil edeceğine inandığımız kişileri bizler belirleyeceğiz. Bu kurumlar vasıtası ile alınan devlet katkı desteklerini muhakkak en son noktasına kadar kullanabilir olmalıyız. Geçtiğimiz ve içerisinde bulunduğumuz dönemlerde, bizlerin ihracat karşılığında ödediğimiz primler 10 milyon TL’nin üzerinde olmuştur. Bu rakamların bizlere, sektörümüze dönüş katkılarının muhakkak sorgulanması gerekmektedir. Bu kurumlarda seçilen ve göreve getirilen arkadaşlar sonrasında asla yalnız bırakılmamalı sürekli sorun ve çözümler ile rahatsız edilmelidirler. Tüm dernek, oda, birlik yöneticileri kolay ulaşılabilir olmalıdır. Seçilen temsilciler ile irtibatımız seçim günü sona erecek ise bu bize hiçbir katkı getirmez. Sektörü, konuyu çok iyi bilen kişiler tarafından temsil edilmek son derece önemlidir.

    Son olarak yine önemle üzerinde duracağım konu ve bu sektöre çok uzun zamandır emek veren bir kişi olarak tavsiyem, Türkiye Alüminyum Federasyonu’nun muhakkak kurulması, İhracatçılar Birliği’nde “Değerli Metaller İhracatçı Birliği”nin kurulmasıdır. Bu şekilde sektörümüz çok daha etkin temsil kabiliyetine sahip olacaktır. Önümüzdeki seçimlere katılacak tüm adaylara başarılar diler bu seçimlerin sonuçların tüm sektörümüze ve ülkemize hayırlara vesile olmasını temenni ederim. Tavsiyem, ulaşılabilir kişileri kurum ve kuruluşlarımızda görevlendirmeye özen gösterelim.

    Saygılarımla

https://celalettinkirboz.com.tr/makale.php
Rusya Ukrayna Savaşı Türkiye’ye Ne Getirir?
  • 14.12.2023
  • Rusya Ukrayna Savaşı Türkiye’ye Ne Getirir?

    Son yıllarda yaşadığımız insan odaklı birçok süreç şahsım olarak hayatımda hiç yaşamadığım önemli gelişmeler ile dolu. Hani bir söz vardır ya “Hayatta inanmam” diye… Evet gerçekten de öyle bir süreç, asla inanılabilir veya önceden tahmin edilebilir değil!

    Ne sağlığımız hakkında bulunduğumuz sürecin ne olduğunu biliyoruz ne de ekonomik göstergelerin… Çünkü hepsini ilk defa yaşıyoruz. Rahmetli babam anlatırdı “Biz zamanında karne ile ekmek alıyorduk” diye… Şimdi karne ile ekmek alsak, “Babamız söylemişti” derdik ama oda değil… Peki neyi, nasıl anlatacağız ve anlayacağız? Değilse gerçekten bir evrim mi geçiriyoruz? Hastalık pandemi geldi, şimdi kendi kendine geri gidiyor. Başlangıç noktası ilk olarak en düşük etkilenen ülke olmuştuk, şimdi tüm dünyada biterken orada en yüksek oranlara ulaşması öngörülebilir, tahmin edilebilir bir süreç midir? Hepimiz biliyoruz ki ekonomik olarak da bu süreç aynı… Öngörülebilir, tahmin edilebilir, ölçülebilir bir süreç asla değildir.

    Bir taraftan yaşanan süreçte, daha önce sizlere aktardığım Çin Amerika, ambargo süreçleri sektörümüzü üretim tarafında olumlu etkilerken, diğer taraftan hammadde tedarik güçlükleri, girdi fiyat artışları, enflasyon, enerji, petrol fiyatlarındaki artışlar bu iş yoğunluğunda gidişatı olumsuz etkilemiştir. Alüminyum dünyada gördüğü en yüksek değerlerine ulaşmış, yabancı paralar durdurulamaz hızla aşağı ve yukarı değer hareketleri yapmıştır. Gelinen ve bundan sonraki yaşanacak süreçte neyi öngörmek mümkün? Burada aslında bir önerge işi tam olarak açıklıyor: “Talep edilen olmak gerekiyor, talep eden olmak değil!” Biz dünyada talep eden ülkeyiz. Sürekli bir şeyleri dünya pazarından talep ediyoruz buna bağlı olarak da ithalat bağımlısı pozisyonumuz maalesef değişmiyor. Sonrası hepimizin bildiği cari açık ve buna bağlı enflasyon vs.… Peki var mı bir çıkış noktası öngörülen? Bana göre yakın tarihte yok! Önce aranan talep gören ürünlerimiz, markalarımız oluşmalı. Gerisi hep bundan sonraki süreç. Zaten markası oluşan ülke talep edenden pozisyonundan edilene eviriliyor. İşte o nokta kırılma noktası. Savunma sanayi örneği çok önemli bu aşamada. Önce kendimize lazım olan talep içerisinde olduğumuz ürünleri, biraz da “mecburiyetten” üretmek durumunda kaldık. Şimdi bu çalışmalar çeşitli markalar yaratmaya başladı. Sonuç ortada, dönüp dünyaya satan, sunan haline gelmeye başladık.

    Rusya Ukrayna savaşı Türkiye’ye ne getirir? Şimdinin önemli sorusu bu... Ne olur bu sürecin sonunda? İki ihtimalde çok yüksek, her şey eskisi gibi olur ihtimali hiç yok. Diğer ihtimaller arasında olan kötü ve iyi sonuçları elde etmek ise tamamen bir yönetim başarısı ve başarısızlığıdır. Coğrafi olarak baktığınızda netice batısı ve güney batısı tarafından ambargoya muhatap edilmiş bir lokasyon, en doğusu zaten yok, tek çıkış istikameti güney batı ve güney istikametleri…Yani Türkiye ve Gürcistan üzerinden Uzakdoğu lokasyonu. Birkaç ihtimal var değerlendirilebilecek; Rus iş insanları yatırılmalarını buraya kaydırabilir, Rusya da üretilen ürünler bizim üzerimizden lojistik ve pazarlama yapılabilir. Diğer kapılar kapalı olacağından önceden güçlü olan tekstil gibi sektörler tekrar gündeme gelebilir. Tarım ürünlerinin karşılıklı ticaret hacmi çok yüksek noktalara gelebilir. Güneyimizde Rusya nın hâkim olduğu noktalarda daha başarılı bir süreç askeri olarak yönetilebilir. Rusya dolar dışında ticaret yapacak ise bu TL- ruble alışverişinin Türkiye üzerinden diğer konverte para birimlerine dönmesi kapısı açılabilir. Yani her şekilde Rusya’nın yolu bize çıkıyor. Tabi bu Rusya karşıtı blok izin verirse veya ne kadar izin verirse ile sınırlı! Diğer halde ise Ukrayna çıkıyor sahneye. Avrupa’ya dönerek bu süreçte Türkiye ile tamamen ilişkileri kesebilir, Türkiye’ye sarılabilir önemli iş birliklerine gidebilir. Özellikle inşaat, savunma, toprak mahsulleri konularında önemli işler çıkabilir. Benim düşüncem iyi yönetilir ise Rusya ile harekete etmek çok daha efektif; ancak unutulmamalı ki şu anda çıkan savaş zaten Rus aleyhtarlık nedeni ile çıkmış değil, NATO tavizleri yüzünden çıkmış olarak görülüyor ve Türkiye de bir NATO ülkesi. Yani gelecekte Rusya’nın tavrı ne olur? Kim bilebilir? Elbette biraz gülümseyerek yazıyorum bunu, Rusya Ukrayna ile Türkiye’nin askeri gücünü bilecek kadar da akıllıdır diyorum. Sonuçta yönetenler buradan bizi bakalım nasıl çıkaracaklar, açıkçası bende çok merak ediyorum.

    Sizlere yorumsuz olarak bazı istatistiksel bilgiler sunuyorum, umarım bu süreçte işinize yarar sizlere ışık tutar bu veriler.

    celalettin kirboz a76

Copyright © Websitebayisi 2023 Tüm Hakları Saklıdır.
Designed by: Website Bayisi
photo
Bize Yazabilirsiniz
* Lütfen boş alan bırakmayın.